10 Mart 2015 Salı

Kuyruğu kopmuş kedi gibiyim


Hani öyle bir an gelir, için şişer şişer patlamak istersin patlayamazsın, ağlamak istersin o da çıkmaz, çalışman gerekir kafanı toplayamazsın, darmadağın oturursun..işte tam o noktadayım. Kuyruğu kopmuş kedi gibiyim. Bir sürü şeye sıkılıyorum. İşime konsantre olamıyorum, para kazanamıyorum, çok severek gittiğim gönüllülük organizasyonunun kendisiyle değil ama çevresiyle ilgili kafam karışık, bana patronluk taslanmasından nefret ediyorum. Ahanda negatifim işte var mı?

Bu kadar karmaşanın ortasında yapabileceğim en doğru şeyi yaptım bence ve Hale'yi aradım. Hale dünyadaki en tatlı, en pozitif insan..bir çiçek çocuk. Hale dedim yogaya gönder beni. Hemen bir arkadaşının telefonunu verdi, bir sürü şey anlattı. Önce onunla konuşmak, sonra da buraya yazıyor olmak bana çok iyi geldi. Yogaya başlıyorum anlayacağınız. Param yok ama yine de kendime bu iyiliği yapacağım. Dayanamayacağım anlar oluyor, o noktalar için bir anahtara ihtiyacım var. Belki yogadır o kim bilir?

Sadece negatiflerimi yazıyorum galiba buraya bu aralar. Hayatta şükretmemiz gereken çok şey var. Şükürlerimi yazsam sayfanın sonunu göremem ama yine de bazı sınavlar atlatıyoruz. Kapana kısılmış gibi hissediyoruz da nedenini bulamıyoruz. O anlar için bize spiritüel birşeylerin destek olması gerekiyor bence ya da bana öyle geliyor. Çağırıyorum iyi hisleri, pozitif düşünceleri.Dur ben bi de temizlik yapayım, aydınlanayım azıcık.

Bu arada sizin de İzmir'de sevdiğiniz yoga öğretmenleri, akademileri varsa anlatmaktan çekinmeyin.

6 Şubat 2015 Cuma

Happy Friday



Kendime bir blog daha actım. Orada anonim değilim. Ayan beyan hersey ortada.. mı acaba.Kendimi saklamadan yazmak filtrelemekmiş bir nevi. Filtrelemeden yazmak istediklerim burada olacak sanırım. Herşeyi başlıklandırmaya, gruplandırmaya çalışma huyum kahrolsun.

Annem şişirdi de beni, ondan buradayım. Telefon konuşmasına gayet cici cici başlamışken konuşmanın sonunda baya çemkirmeye başlamıştım. 23 dakika bana sadece şikayet etti. İşten, hayattan, İstanbul'un trafiğinden, kardeşimin evinden, paradan, babamdan (en büyük şikayet unsuru).. ama sadece şikayet etti. Benim de kafam bu kadar çok şikayetin hiç olmazsa birisine bir çözümle gelsin de devam edeyim diye çalışıyor. Çözüm yok şikayet var, nefret ediyorum genetiğimizden. Sonunda patladım. Anne dedim, bana tam 23 dakikadır sadece şikayet ediyorsun. Beni de bitiriyorsun, kendini de bitiriyorsun. Söylediğin herşeyi kulağın da duyuyor, o iş büyüdükçe büyüyor. Dedim çözüm bul ya kendine. İstanbul deme bana. Kardeşim orada yaşıyor, o bu hayatı seçmiş, sen iki gün gittin geldin işte. İşten bu kadar baydıysan, kapat işi otur evinde. Parasızlık sorunun varsa, sat malından mülkünden en kolay elden çıkarılacağı. Babamdan boşanmıcaksan, gel 3 gün bizde kal havan değişsin. Git pilatese, yogaya yazıl, 3-5 arkadaş edin.Yeter bi çözüm yarat ya..Şimdi bana diceksiniz ki sen ne biçim insansın, anaya kızılır mı? Yemin ederim telefonu kapatsın diye karnıma ağrılar giriyordu, elim alnımda konuşuyordum en son. Benim de bi sabrımın sınırı var.

Benim annem zor insandır. Too motherly dir. Hiç sevmem bu huyunu. Bu huya sahip insanları da bozarım çok kolay. İlerde too motherly olmama hayalim var, umarım gerçekleştirebilirim. Bu ne demek? Onu da açayım. Mesela ben hamileyken kusuyorum diye telefonda baya ağlardı, ben gelip sana yardımcı olamıyorum, uzağım sana derdi. O ağladıkça ben daha çok üzülürdüm. Anladınız mevzuyu, çocuğuma iyilik yapayım derken kötülük yapmak. İyiliğin bitip de kötülüğün başladığı bir nokta var ya, o sınırlarda dolaşmak sürekli. İyi bir huy değil bu, olmayın.

Babamla da ilgili çok sorunları var. Babamı sevmiyor değil bence ama çok şikayet ediyor. Benim de kocamın sevmediğim huyları var ama bu halde şikayet etmiyorum. 35 sene sonra ediliyor belki ama bilmiyorum. Bu kadar sinir oluyorsan uzaklaş o zaman diyorum ben de. Evde beraberler, işte beraberler. Git diyorum bi hayata karış. 3-5 arkadaş edin. Etrafındaki insan(lar) tescilli manyak. Ne birşey alabiliyor, ne birşey katabiliyor. Sürekli toksik bir hayat. Psikologa gidelim dediğimde ben suçlu oluyorum ondan sonra. Bu anlattığım herşeyle ilgili bana dert yanıyor. Ben psikolog oluyor, negatif enerji yükleniyorum, kafam ağrıyor. Şu an öyleyim mesela. Güzelim günümün içine sıçtı yemin ederim. Offf, anneme kızdığım için kendime kızıyorum, daha çok başım ağrıyor. Sizi de sıktım, negatif elektriğimi size de geçirdim, artık dağılabiliriz. Happy friday.

11 Aralık 2014 Perşembe

Yaz bitti

Maalesef haberler kötüydü. Bebek gelmemeyi seçti. Bu haber nasıl verilir, özellikle de benimle aynı dönemde hamile kalan bir sürü insanla buradan konuşurken onları da üzmeden bu nasıl söylenir bilemediğim için, bu konuyla ilgili de konuşamadığım için suskunluk dönemi uzundu. Artık konuşabiliyorum, yazabiliyorum, iyiyim. Bu yazıyı yazıyor olmamın sebebi belki birilerine iyi gelmek, içimi dökmek. Neden birilerine iyi gelmek diyorum, çünkü biz bebeğimizi kaybettiğimizde deliler gibi bu konuyla ilgili birşeyler okumuştum. Tek olmadığını bilince rahatlıyorsun galiba. İnsan psikolojisi işte..

12. hafta kontrolune gittiğimizde öğrendik. 8 hafta civarında vazgeçmiş orada olmaktan. İlk aklımdan geçen "annemlere nasıl söyleyeceğiz" oldu. O kadar hazırlardı ki anneanne babaanne olmaya. Anneler gününde çerçeve içinde hediye etmiştik ultrason fotoğrafını da öyle haber vermiştik hatırlarsanız. Şimdi o çerçeveleri nerelere soktular Allah bilir :) O yüzden yeni hamilelere ilk tavsiyem, bekleyin. Çok heyecanlısınız biliyorum, her zaman anne olmuyor insan. Hele ilk defa yaşıyorsa bunu inanılmaz bir his. Hepsini çok iyi anlıyorum. Ama kötüsü olursa birilerine haber vermek daha da zor oluyor. Üstünden aylar geçiyor uzun zamandır görüşmediğin biri "kaç aylık oldun şimdi sen?" diye soruveriyor. Siz unutmuşken yeniden hatırlıyorsunuz, iyi olmuyor. Operasyon hemen ertesi gün oldu. Bu noktada aslında şanslıydık biz bence, belki de öyle düşünmek istiyorum. Birincisi herhangi bir tercih yapmak zorunda kalmadık. O tercihi Allah kimseye yaptırmasın. Herşey o nasıl isterse öyle olsun, doğa beni büyütsün ve doğurtsun dedim hep, doğa bunu tercih etti dedim sonrasında da. İkincisi çok çok az akıntı haricinde herhangi kötü bir olay da yaşamadım. Bir var dedik, bir yok dedik. Görmedim olanı biteni. Görseydim daha kötü olabilirdim bence. Ultrason görüntüsü gözümün önünden gitmedi uzun zaman sadece, o konuda yapacak birşey yok.

Gelelim benimle aynı şeyleri yaşamışlara; lanet olasıca hormonlar bir süre izin vermeyecek iyi olmanıza. İyiyim diyeceksiniz, domuz gibiyim ben diyeceksiniz. Doğal seleksiyon ne de olsa, anneannelerimiz de yaşamış bunları bak hiç anlatıyorlar mı diyeceksiniz. Sonra bir gün dişlerinizi fırçalarken hüngür hüngür ağlamaya başlayacaksınız. Aynaya bakmak zor gelecek. Her aklınıza geldiğinde gözleriniz dolacak. Tutmayın kendinizi, ağlayın. Aksın gitsin içinizdekiler. Bunların geçeceğini unutmayın sadece. Geçiyor. Gerçekten geçiyor. Hatıra olarak kalıyor orada. Biraz zaman alıyor sadece. Etrafınızdakiler sizinle konuşmak isteyebilir ya da tam tersi hiç olmamış gibi davranabilir. Bu konuda net olun. Siz ne istiyorsunuz? Anlatmak iyi mi geliyor kötü mü? Ben anlatmayanlardanım. Kankilerime mesaj atabildim sadece, durumu anlattım, ben sizi iyi olunca arayacağım dedim. Geri kalan herkesle maalesef sevgilim uğraşmak durumunda kaldı. Bence o da en az benim kadar yıprandı. Herşeyi tek başına karşılamak zorunda kaldı. Herkese mesaj atıp haber verdi, konuşmak istemiyoruz bu konuda dedi. Etrafımızdaki insanların çoğu çok saygılıydılar kararımıza. Bazıları sadece kalbim sizinle dedi, o fazlasıyla yetti. Bazıları ise gönül koydu, nasıl bana haber vermezsin yanında olmak isterdim dedi, telefon açıp uzun uzun konuşmaya detayları almaya çalıştı, şu test varmış onu da yaptırmalısın diye en mutlu anını bok etti, hergün bir sürü kişi bıkmadan usanmadan defalarca aradı, ben o telefonları açmadıkça daha uzun çaldırdı. Onlara da kızamadım, onlar da kendi açılarından yaklaştılar duruma. Biz karı koca kimseyle konuşmadık bu konuyu. Annelerimize babalarımıza söyledik ve kapattık. Doktorun dediği gibi davrandık, bu doğal seleksiyon. Siz de konuşmak isterseniz anlatın, konuşun ama insanların size yardımcı olmasının çok zor olduğunu unutmayın. Sadece gülen yüzler iyi geldi bana o dönem. Bir sürü insanın bizi çok sevdiğini ve çok üzüldüklerini çok iyi anlıyordum ama onlar bize bunu hissettirmediler. Biz güçlenerek çıktık bu günlerden. Kolay bir yaz yaşamadık, ama geçti. Demem o ki, geçiyor. Aklınızdan hep geçen şu; acaba yeniden olur mu? Bu konuyla ilgili bir sürü test var yaptırabileceğiniz. Gen testi, pıhtılaşma testi, ıvır testi, zıvır testi.. Bizim aşırı matematiksel doktorumuz bile hiç birşey istemedi. Önünüze bakın dedi. Size hiç test yaptırmayın diyemem, doktorunuzu dinleyin diyebilirim sadece. Çünkü bunun sonu yok. Herşeyi bilemezsiniz bence. Biz, özellikle de ben doğa ananın bir bildiği olduğuna çok inandım. Umarım yeniden olmaz. Umarım herşey güzel gider ve biz bir bebek sahibi oluruz. Sonrasında da ikinciyi planlarız :)

Zaman geçiyor ve siz iyi oluyorsunuz. İyi olacaksınız. Hiç soğumayacak içiniz sanacaksınız, ama hepsi bitecek. Yeniden bebek isteyeceksiniz.  Bana güvenin ;)

18 Haziran 2014 Çarşamba

Pamuk BB

Ahanda pamuk hamileniz geri döndü. Son çemkirmelerimi bir okudum da.. Ne çabuk unutuluyor yahu başından geçenler. Hani annelerimiz diyor ya "o acı unutulmasa bir daha doğuramazsın" filan.. Kusmalar, bulantılar bile unutuluyor, siz düşünün. 1 hafta önce her sabah, hatta bazen günde 2 defa kusarken, günlerin çoğunda kahvaltımı klozete bıraktığım için 2 defa kahvaltı etmek zorunda kalırken son 1 haftadır herşey çok yolunda.(maşallah der misiniz noolur?) Hatta canım diyetisyenim, kankim, güzeller güzelim Aslı'mın verdiği diyet listesini bile yapıyorum, siz düşünün. Aslı beni 8 kilo, çocuğu da gelişimini fazla fazla tamamlamış olarak doğurtacakmış. Tüm hamilelerinde böyle olmuş şu ana kadar. Aslı'nın başına kaldım yani anlayacağınız.

Bu arada durum raporu; 11+2. Haftaya dr kontrolü var. Ha bi de günlüğe yazmaya başladım. Orada gerçekten pamuk gibiyim. Çift kişilikliyim sanırım.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Gaviscon Kalp Ben


Sakinleştim, daha iyiyim. Belki de şöyle yorumlamak lazım, alıştım. Kendimi şu an daha iyi hissediyorum. Midem hala sinyal vermeye devam ediyor. Vücudumun patronu şu an o ve ben o ne derse onu yapıyorum. Hatta bazen demediğini de yapıyorum. Örneğin dün öğledensonra biraz kiraz yemiştim, ama cidden biraz yedim. Midem boka sardı. Midemden aldığım sinyal "iç gaviscon'unu, otur bir yere kıpırdama" idi. Ben ne yaptım? Tost yedim ayran içtim rahatladım. Peynirli tost kadar beni rahatlatan birşey olamaz. Gavisconum ve peynirli tostumla daha mutlu günler geçirmek dileğiyle.

Bu arada cuma günü doktordaydık. Efsane doktorumuz kalp atışına rağmen Alman nazi ekolü soğukkanlılığından eser vermedi.

DR: Eveeet, burada bir kalp atışı görüyoruz.
BB: Ay ne güzeeeel. Bu görüntüyü alabilir miyiz?
DR: Daha nelerini göreceksiniz, bu çok önemli değil.
BB: Haklısınız doktor bey de siz bu görüntüyü her gün görüyorsunuz, biz belki sadece bir kere göreceğiz.
DR:!!!! Hmmm... kaydedelim o zaman.

Bu arada verdiği CD boş çıktı, kaydedememiş.

20 Mayıs 2014 Salı

7 + 3


Şu haberi vermek için blog a donus yaptıgıma inanamıyorum. Valla çemkirmem gerektikçe buraya girecekmişim gibi geliyor ama umarım öyle olmaz.Zira iyi şeyleri sevgili yavruma yapacağım günlüğe yazmak niyetindeyim. Görmesin anasının ne menem olduğunu. A-ha anladınız. Durum raporu 7+3.. Doktora göre henüz kaale alınacak durumda değilim. 6 haftalıkken gittiğimizde bize bildiğin "niye geldiniz, daha çok erken" muamelesi yaptı. "8 haftalıkken yeniden gelin. Hem zaten toplam gebeliklerin %65 i düşükle sonuçlanır" dedi. Biz oradan çıktığımızda "tabi canım, doğal seleksiyon" filan diye geziniyorduk. Sevgili mühendis kocama pek iyi geldi rakamlarla konuşan bir prof ama bana yeterince beni anlayamayacakmış gibi bir hisse sevketti. Ben bu adamla 9 ay geçirip sonra da hayatımın en intimate anını paylaşacağım sonuçta. Daha once kontrol için gittiğimde bu kadar duvar gibi değildi. Belki cumartesi sendromu yaşıyordu adamcağız, bilmiyorum. Bu cumartesi yine kontrol var. Bakalım göreceğiz, kendisine bir şans daha veriyorum.

Doktorun aksine yakın çevrem mevzuyu dünyada hamile kalma başarısını gösteren bir benmişim gibi algılıyor. Öğrenir öğrenmez kankilere söyledik, dayanamadık. Bazıları düğmeye basmışsın gibi hüngür hüngür ağladı canlarım benim. Annelere babalara anneler gününde söyledik. Bir çerçevenin içine ultrason resmini koyup hediye pakedi yaptık. Onlar hediyelerini açarken de kameraya aldık. Baya youtube da yayınlanacak görüntüler var elimizde :) Kayınpederim çok ağladı kıyamam. Annem desen kalpten gidiyor gibi geldi bana. Çığlık, ağlama, vızıldama, kahkaha arası çok ilginç sesler çıkarıyordu en son. Tabi bu yakın çevre bana özel ilgi gösteriyor şu an haklı olarak. Ama ben tabi iğrenç insan bundan da nefret ediyorum. Bundan sonrası ciddi çemkirme içerebilir , okumasanız da olur. Kendime çemkireceğim şu noktada. İnsancıklar sürekli bana hal hatır soruyor, kayınpederim organik meyveler getiriyor, seviyorum diye mis kokulu güller getiriyor, annem telefonda sürekli nasıl olduğumu soruyor, bana yardımcı olamadığını düşünüp telefonda ağlıyor falan.. Bu ilgiye karşılık ben ne yapıyorum? Kendimi damızlık gibi hissedip, "sorup durmayın" diye kızıyorum. Bu ilginin sahibi ben değil de bebekmiş gibi hissediyorum. Kıskanıyor muyum ulan böğürtlen kadar şeyi diye bile düşünüyorum. O kadar başına buyruk o kadar orjinal bir insanım kı mevzuyu tarlada doğuran köylü kadından farklı yaşamak istemiyorum. Kendimi doğaya teslim edeyim, o da beni büyütsün, doğurtsun falan istiyorum. Bir de tabi bu sinir bozukluğunun sebebi ciddi bir hayal kırıklığı olabilir. Hamile kalmakla ilgili bir hayal kırıklığım yok çok şükür. "Yapsak mı acaba?" diye konuşurken oldu zaten, hiç beklemedik. Adam ceketini attı hamile kaldım bir nev'i :) Ben hep hamileliğim sıfır sıkıntı, domuz gibi haldır haldır koşarak geçeceğini, çok iyi olacağımı filan düşünmüştüm. Maalesef midem domuz gibi gezmeme mani oluyor. Bir çok insana göre çok iyi durumdayım. Kusmuyorum mesela (son 2 gün hariç) Midemde sürekli bir gaz/yanma/rahatsızlık hissiyatı var. Yemek yemek istemiyorum. Herşey kokuyor. Bir sürü sevdiğim yemek aklıma geldiğinde midem bulanıyor. Böyle kötü hissedince yemek yiyemiyorum. Yemek yiyemeyince tansiyonum düşüyor, yemek zorunda kalıyorum  daha kötü oluyorum.1 haftadır falan yaşıyorum bu sorunları ama bana yetti şimdiden resmen. 1 hafta önce yogaya mı pilatese mi gitsem diye düşünürken 1 hafta sonra toz almak bile bana zor geliyor. Kendimi pamuk gibi bir hamile olmak için programlamışken bu minör problemler beni sinir ediyor. Sonra kendime kızıyorum "salaksın sen, millet hamile kalmak için neler yapıyor, sen çat diye hamile kalıyorsun sonra da şikayet edip duruyorsun" diye. Bazen acaba anne olmaya hazır değil miyim acaba da ondan mı bu kadar çok şikayet ediyorum acaba diye düşünüyorum. Artık çok geç o da ayrı. Mutlaka çok seveceğim bebeğimi ama kendimi bir taraftan da yaşlanmış gibi hissediyorum. İnceden para sıkıntısı da yaşadığım bir dönemdeyim, o da tüy dikiyor herşeye.

Sevgili kocam beni mutlu etmek için çırpınıyor bu arada. Hatta bazen bebeğe benden çok sevindiğini bile düşünüyorum. Gerçi ben sevincini ve üzüntüsünü ayan beyan belli edemeyen zavallı bir insanım ama insan sevindiğini de kendi kendine belli eder bi zahmet diye düşünüyorum. Ben kokuyor , ıyk falan dedikçe tebessümle beni izliyor zavallım. Şunu mu yesem dediğimde buluyor getiriyor. Sonra o yediğim şey midemi bok edince başka birşey bulmaya çalışıyor. O benden daha çok hazırmış bence. Ben idrak edememişim hiç birşeyi. Çok hazır olsam da bundan farklı olurmuydum onu da bilmiyorum.

Öyle yani.. deliliklerimden delilik beğenin. İyi olacak biliyorum da..zaman alacak biraz. Siz yine de maşallah diyin olur mu? Kimselere söylemedim size söyledim durumu.

Rahatça yiyebildiğim sınırlı yemek listemi fotoğrafta görebilirsiniz.

28 Mart 2013 Perşembe

I am back baby


Yani tam olarak ne kadar süreliğine döndüm , ne kadar yazacağım bir muamma. Blogumu çok boşladım özür dilerim tadında bir yazı olmayacak bu. Buraları hala çok seviyorum da yeni işim sanırım herşeyin önüne geçmiş durumda.

Beni son gördüğünüzden beri hayatımda majör bazı değişiklikler oldu. İşimi bıraktığımı zaten biliyorsunuz. Çok kötü bir ayrılıştı. Anladım ki iş hayatında sadece kendini düşüneceksin. Bırak sen gittikten sonra ne halleri varsa görsünler. Fazla ince düşünürsen sen kötü oluyorsun. Bir de patron şirketlerine çok bulaşmayacaksın. Egodan yaptıklarını görmüyorlar. İki tane üniversite bile okumamış yalamayı müdür yapıyorlar sen çalıştığınla kalıyorsun. Evet, arada bunu da kustuğum iyi oldu. Neyse, bu konuyu geride bırakalı 7 ay oldu. Unutmustum da, yazarken depreşti. İşi bıraktıktan hemen sonra uzun zamandır çalışmayı çok arzu ettiğim bir firmadan teklif geldi ve ben onu reddettim. Çünkü kendi işimi kurmuştum :) Açılması, başlaması falan tahminimden çoook uzun sürdü. Beni maddi manevi bitirdi. Beni bitirince ben de eşimi bitirdim. Zavallım sesi çıkmadan katlandı benim ağlamalarıma. Gönül isterdi ki ne iş yaptığımı falan burada yazabileyim. Ancak markamın selameti açısından sahibinin bir bokböcesi olduğunu bilmemeniz daha iyi bence. Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız ;)

Yani daha iyiyim. Herşey zamanla daha da iyi olacak. İnanmak başarmanın yarısı zaten ;)

**Bu top kafalı çiçekleri çok seviyorum ama Türkiye'de bulmak çok da mümkün değil sanırım :(




22 Ekim 2012 Pazartesi

7 Eylül 2012 Cuma

It's friday


Söylemiştim ya size, bir işler peşindeyim diye. İşte o peşinde olduğum işlerin tıkandığı bir noktadayım. Ufak bir pürüz var karşımda şu an. Arada bir "ben buralara nasıl geldim?" "başarabilecekmiyim?" gibi sorular canlanıyor aklımda. Savuşturuyorum. Daha önce etrafımdaki hiç kimsenin yapmadığı bir işi yapmaya çalışıyorum ve haklı olarak yoruluyorum ama inancımı kaybetmiyorum. Bunlar aşılacak. Ben bu işi yapacağım. Hepsi geçecek ve ben sadece "o zamanlar stresten gül hastalığı bile olmuştum" diyeceğim.

Şans cesur olanın yanındadır.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun


Atatürk ve silah arkadaşlarının kazandığı zaferden 90 yil sonra yeni "zafer"ler kazanmak, yeni bayramlar yaşamak ümidiyle.....