7 Aralık 2016 Çarşamba

Yemiyor


Yemiyor anacım yemiyor. Benim kabakları burnundan sokan, kefir içerken kaşığı boynundan yakalayıp hüpleten, her verdiğimi tabağı dahil yemeye çalışan minik eşşek sıpam artık yemek yemiyor. Beynim kurudu ne yemek yapacağımı düşünmekten. Malum, benimki artık kaşık almıyor. Öyle sevmiyor ki kaşığı tavuk suyuna çorbanın, suyunu suluktan içiyor, tavuklarını eliyle yiyor. Her öğün ayrı bir macera. Alın size sabah keyfi;

Gece 8543 kere kalkıp emdikten sonra sabah 8 civarı tıslayarak uyanıyor minik yavrum. Tıslama kısmını abartmıyorum. Gülmekle tıslamak arası bir hareketi var. Zannediyorum mutlu olduğunda yılan gibi tıss tıss takılıyor. Minik havucum ilk kahvaltısını kafamı ısırıp saçlarımı kopararak yapıyor. Arada bir minik emiyor filan. Sonra altını değiştirip mama sandalyesine atıyoruz kendisini. Kahvaltı; ev yapımı ekmek ya da kek, yumurta, peynir ya da ev yapımı labne ya da ev yapımı lor, olmadı pancake, sebzeli omlet falan.. siz söyleyin ben yapayım çünkü bunların hiç birini yemiyor. Ev mandıraya döndü. Sütten kefir, kefirden yoğurt, yoğurttan peynir yapıyorum ama hiç birini yediremiyorum. Hayır, bize tarhanaya beyin filan rendelerlermiş, biz zavallı bir nesiliz de bunlar da öyle şeyler de yok. Yemek kitaplarından araştırıyorum neyi nasıl yapsam diye ve yemin ediyorum her birşeyin tadı çok güzel. Muzlu pancake ne kadar kötü olabilir? Elmalı kekin sadece kokusu doyurur adamı o derece. Ama gel gör ki benim canımıniçi, kuzuların kuzusu, minik Charlotte'um sadece avaz avaz bağırıyor. Sonra nooluyor? İçimden bir canavar çıkıyor. Ben en istemediğim tipteki anne haline geliyorum. O yumurtaları zorla ağzına tıkıyorum. Komik olan bundan sonrası. Zorla ağzına tıktığım her birşeyi yiyor. Çıkarmaya falan yeltenmiyor. Acaba diyorum zor mu geliyor alıp ağzına götürmek, çiğnemek filan? Ya da tam bir royal gelini doğurdum, kendine yediremiyor kusmayı. Zaten süre çok kısa, hemen uykusu geliyor. Ağzına üç beş birşey tıkmışsam ne ala. Bazen kendi kahvaltımı bile bitiremeden güzellik uykusuna geçmek üzere memeye dayıyorum kendisini. O uyurken temizlik yapıp, uyandığında bu defa ara öğün savaşını başlatıyorum.Neden bu kadar takıyorum yemek işine? Eskiden umrum değildi çünkü sadece emiyordu, kilosu öndeydi, yemezse de sorun olmuyordu. Ancak kilo artık geride, boy eskisi gibi uzamıyor. Misal normalde 3 cm filan uzayan boy geçen ay yarım cm uzamış. Kiloyu hiç söylemeyeyim, 2 aydır birebir aynı 7.690 gr. Kaka yapmasan 10 gr artar o kilo. Bizimki çatlayacak istikrardan.

Bir de ilginç bir bilgi, babası benden daha güzel yediriyor. Babası lafına bir gıcığım da bulamadım buraya koyacak bir kelime. Benden yüz mü buluyor yoksa benim ona dayanamayacağımı mı biliyor bilmiyorum ama ben pes edip "bok ye çocuum" diye kalkıp ellerimi yıkamaya gittikten sonra içerden eşimin "affferin kızıma" tezahüratlarını duyduğum çok oluyor.

Şimdi yeni yeni çatal denemeleri başladı. Gözünü çıkarmazsa becerecek zannediyorum. Onu da yazarım bir ara. Fotodaki surat ifadesi net olarak bizim huysuz.


1 Kasım 2016 Salı

Yazasım geldi


Neden? çünkü çemkiresim geldi. Negatif enerji yüklü blog. Burası benim karanlık tarafım. Bundan başka 2 blog um var ama yok illaki dönüp dolaşıp buraya çemkiricem. Hiç unutulamayan eski sevgili gibi. Şu noktada nedense aklıma Jackie ve Remy geldi her nedense, artık boşverin o kısmı. Tek sosyal hayatım House of Cards izlemek de ondan herhalde.

Şimdi, çoğunluk beni tanımıyor. Tanıyan 3-5 kişiden de bu negatif hallerim için özür diliyorum ama stres atmaya geldim haaaanıııım. Son cümlelerimi bir kaç defa daha okuyun mevzuya uyanırsınız. Yes canım, anne oldum ben. Tam 9 ay oldu. İnanılmaz tatlı, minik sarı bukleli, 8 tane kazma dişli, dededede diyince başını yana eğip utanan, kendi kendine yılan gibi tıslayan bir enerji bombası kızım var. Onun özelinde çemkirmem mümkün değil, hastasıyım kendisinin ama ana olmak olsun, ana olduktan sonra eş olmak olsun falan elimde done çok. Yaza yaza bitiremem de süt kafası anca aklıma geldi buraya yazıp da üç kuruş kafamı boşaltabileceğim.

Buraları okuyup da beni boşamaya kalkacak eşime şimdiden dip not; yazmazsam çatlarım canikom. Çatlarsam da sana fena çatarım. Elleme beni, hayat böyle daha güzel.

Eşim demişken hadi onu yazayım bugün. Bu noktada bir flaşbek yapmak istiyorum. Bu blogu açma sebebimdir kendisi. Çok aşığım ama çıkmıyoruz, beni seviyor mu sevmiyor mu bilmiyorum ama kıvranıyorum. İçimi dökmek için açmıştım bu blogu. Sonra zaman geçti meğer o da beni seviyormuş, 2.5 sene çıktıktan sonra evlendik. 5 senedir evliyiz. Kendisini hala çok seviyorum, sevmiyor değilim de çemkirmeden de olmuyor bence. Çok tatlıdır, bol sürprizlidir, iyi kalplidir, benimle doğuma da girmiştir. Diyeceksiniz ki belanı mı arıyorsun. Yok benim derdim onunla değil, Türk erkeğinin yetiştirilme stiliyle. Çok net söylüyorum, bu dünyaya sadece erkek olarak değil bir Türk anası tarafından yetiştirilmiş bir Türk erkeği olarak gelmek varmış. Böyle bir rahatlık olamaz arkadaş. Eeen düşüncelisi bile çuvallıyor. Bilerek yapmıyor ama içinden gelmeyi bırak aklının köşesine bile gelmiyor ki karısına azıcık yardım etsin.

Mesela benim tatlişko kızım benim gerizekalılığım yüzünden memede uyuyor. Bu ne demek oluyor, gündüzleri bir şekilde idare ediyorsun da gece uykusuna geçerken minimum 45 dakika karanlıkta mal gibi oturmak demek oluyor. Normal bir insan bu şekilde dünyayla bağlantısı kopan birini bir yoklar öldü mü kaldı mı diye. Yok anacım, adamın aklına gelmiyorum. Ben içeride susuzluktan can çekişiyorum, kafam ağrıyor ama o bana gelip "öldün mü aşkım?" diye sormuyor.. du. 4. ay filandı sanırım, bir patladım şimdi sağolsun süre uzadığında bırak sormayı direkt elinde suyla geliyor.

Emzirerek uyutmak bir derya deniz. Bir başladın mı o uyuyana kadar defalarca emzirmen, sallaman, şiştlemen gerekebilir. Ben ettim siz etmeyin kısmını aldıysanız devam edeyim. Bazen bu gece uykusu emzirmesi bitmek bilmiyor. Benim odadan çıkışım oluyor akşam 10. Açlıktan geberiyorum, daha akşam yemeği yememişim, süt de verdiğim için zaten beslenmek zorundayım. Bir geliyorum salona paşam elinde telefon takılıyor. Bir kalk be adam, dolaptaki yemeği çıkar bi ısıt, yemek mi yok makarna suyu koy, ne bileyim yemek sepetini aç da bi lahmacun söyle de içerden çıktığımda yemek hazır olsun. Ama yok İllaki o yemek gece 11'de yenilecek. Telefon demişken, Allah o instagramı açanın daaa, Sim City'yi iphone'da oynatanın daaa... Valla daha beter şeylere sebep olmayacağını bilsem alıcam telefonunu silicem oyunu, sen sağ ben selamet. Gözlerimi kapattığımda telefonu ikiye büküp üzerinde tepindiğimi hayal ediyorum. Neden mi bu kadar gıcığım bu telefona? Ben de ne fenayım di mi adamın bir maç keyfi var bir telefon. Şöyle ki canım. Bu çocuk dediğin minik şeytan gündüzleri 40 dakikan 3 uyku uyursa çok şanslıyım. Onun dışında ne yiyecek, altı açıldı mı, üzeri kirli mi, dur üç beş zekası gelişsin oyun oynayalım, o BLW'nin kökü kurusun dolaplardan avokadoları temizleyeyim diye diye koca günü yiyorum. O 3x40=120 dakikalık periyotta da evden çalıştığım için işimi yapıyorum, mutfağı temizliyorum (bknz BLW), çamaşır yıkıyorum, asıyorum, asla ve asla bitmeyen yayıntıları topluyorum, becerebilirsem kızımın yaptığı saç modellerini düzeltip insana benzemeye ve hatta oje sürmeye filan çalışıyorum. Yani totomda motorla non-stop koşuyorum. Sevgili kocam bu esnada ne yapıyor? Sim City oynamak suretiyle dünyayı kurtarıyor. İnsan bir der ki dur şu götümü yayıp yattığım yatağı önce bir düzelteyim de öyle yatayım. Ya da günde 48 defa çıkıp sigara içtiğim balkonda bir halta yarayayım da çiçekleri sulayayım. Yok, illaki söylemek zorundasın. Hele bir yere gideceksek,  haydi demekten anam ağlıyor. Son zamanlarda artık bildiğiniz evi yönetir oldum. Kalk giyin, sonra gel kızı al giydir ki ben giyineyim, çantasını hazırlayayım, yiyeceklerini paketleyeyim de becerebilirsek 1 saatte filan dışarı çıkalım. Geceler ayrı bir dert. Yavrum evladım 6 ay akşam 8'de yattı sabah 8'de kalktı. Uykusuz olan analar çok banal geliyor bana falan, öyle bir kafadayım ki 5 tane doğurabilirim. Sonra kim beddua ettiyse bana çocuk önce 4 saatte bir kalkmaya başladı, geçen hafta 15 dakikada bire kadar indirdi. Artık ağlama sesine uyandığımda bir süre nerede olduğumu idrak edemiyorum. Yatakta mıyım? Uyuyup uyandım mı? Kız yatağında mı? Bugün günlerden ne? Baya zombi gibi yataktan kalkıp, duvarlara çarpa çarpa kızı alıp emzirip, boynumu yana devirip onunla 10 dakika daha uyuyup, onu yatağına koyup yatağıma geri gidiyorum. Ben bu turu her gece en az 10 defa yaparken sevgili kocam sabah bana "gece hiç kalktı mı hayatım?" diye soruyor. Vallahi onun suçu değil, böyle yetiştirmişler. Dünya yansa sen uyu evladım demişler bunlara. Yazın Çeşme'de kız bizimle aynı odada kaldığı için alıp yatakta emzirip yatağına geri yatırmam gerek. Tam uyutmuşum yerine koyacağım, bir horluyor minik ejderha kocam, kız açıyor gözünü mirket gibi babasına bakmaya başlıyor. O an o yastığı alıp suratına kapatıp dul kalmak vallahi çok uzak değil. Onun yerine elimle göğsüne bastırıyorum ki bi sussun. Uykusuzluk yemin ediyorum büyük işkence. Katil eder insanı. Daha bugün dedim, işi gücü bırakıp evde tek başına çocuk bakanlara inanılmaz saygı duyuyorum. Ben sadece çocuk bakamazmışım, kesermişim kendimi. Zaten 2. çocuk eşittir bakıcı bütçesi demek benim nazarımda yoksa lohusa depresyonu çok uzak bir ihtimal değil.

Çocuk dediğin ananın peşinde kabul ediyorum, erkek milleti çok zor dahil ediyor kendini mevzuya. Hele biraz da uzak bir babaysa çocuk babasız büyüyor aklı erinceye kadar. Ancak çok net şunu söyleyebilirim, babalar anneye yardım ederlerse öyle bir sevap işlerler ki cennetin kapısını kırar o analar onlar için.Aç, uykusuz, minimum 1 senedir alkole hasret, muhtemelen fazla kilolu olduğu için bunalımda, saçı başı darmadağın, topuklularını Modacruz'da satıp yavsuna bez alacak durumdaki o ana, uyandığında bulacağı bir kahvaltı masası ya da sabah bebesiz uyuyacağı fazladan bir saat için Zegna olur o cennetin kapısında da meleklerin bile gözünden yaş gelir.

Demek ki neymiş; anaysanız bırakın o çocuk kendi uyusun, babaysanız hadi kalkın da karınıza bir su götürüverin.

10 Mart 2015 Salı

Kuyruğu kopmuş kedi gibiyim


Hani öyle bir an gelir, için şişer şişer patlamak istersin patlayamazsın, ağlamak istersin o da çıkmaz, çalışman gerekir kafanı toplayamazsın, darmadağın oturursun..işte tam o noktadayım. Kuyruğu kopmuş kedi gibiyim. Bir sürü şeye sıkılıyorum. İşime konsantre olamıyorum, para kazanamıyorum, çok severek gittiğim gönüllülük organizasyonunun kendisiyle değil ama çevresiyle ilgili kafam karışık, bana patronluk taslanmasından nefret ediyorum. Ahanda negatifim işte var mı?

Bu kadar karmaşanın ortasında yapabileceğim en doğru şeyi yaptım bence ve Hale'yi aradım. Hale dünyadaki en tatlı, en pozitif insan..bir çiçek çocuk. Hale dedim yogaya gönder beni. Hemen bir arkadaşının telefonunu verdi, bir sürü şey anlattı. Önce onunla konuşmak, sonra da buraya yazıyor olmak bana çok iyi geldi. Yogaya başlıyorum anlayacağınız. Param yok ama yine de kendime bu iyiliği yapacağım. Dayanamayacağım anlar oluyor, o noktalar için bir anahtara ihtiyacım var. Belki yogadır o kim bilir?

Sadece negatiflerimi yazıyorum galiba buraya bu aralar. Hayatta şükretmemiz gereken çok şey var. Şükürlerimi yazsam sayfanın sonunu göremem ama yine de bazı sınavlar atlatıyoruz. Kapana kısılmış gibi hissediyoruz da nedenini bulamıyoruz. O anlar için bize spiritüel birşeylerin destek olması gerekiyor bence ya da bana öyle geliyor. Çağırıyorum iyi hisleri, pozitif düşünceleri.Dur ben bi de temizlik yapayım, aydınlanayım azıcık.

Bu arada sizin de İzmir'de sevdiğiniz yoga öğretmenleri, akademileri varsa anlatmaktan çekinmeyin.

6 Şubat 2015 Cuma

Happy Friday



Kendime bir blog daha actım. Orada anonim değilim. Ayan beyan hersey ortada.. mı acaba.Kendimi saklamadan yazmak filtrelemekmiş bir nevi. Filtrelemeden yazmak istediklerim burada olacak sanırım. Herşeyi başlıklandırmaya, gruplandırmaya çalışma huyum kahrolsun.

Annem şişirdi de beni, ondan buradayım. Telefon konuşmasına gayet cici cici başlamışken konuşmanın sonunda baya çemkirmeye başlamıştım. 23 dakika bana sadece şikayet etti. İşten, hayattan, İstanbul'un trafiğinden, kardeşimin evinden, paradan, babamdan (en büyük şikayet unsuru).. ama sadece şikayet etti. Benim de kafam bu kadar çok şikayetin hiç olmazsa birisine bir çözümle gelsin de devam edeyim diye çalışıyor. Çözüm yok şikayet var, nefret ediyorum genetiğimizden. Sonunda patladım. Anne dedim, bana tam 23 dakikadır sadece şikayet ediyorsun. Beni de bitiriyorsun, kendini de bitiriyorsun. Söylediğin herşeyi kulağın da duyuyor, o iş büyüdükçe büyüyor. Dedim çözüm bul ya kendine. İstanbul deme bana. Kardeşim orada yaşıyor, o bu hayatı seçmiş, sen iki gün gittin geldin işte. İşten bu kadar baydıysan, kapat işi otur evinde. Parasızlık sorunun varsa, sat malından mülkünden en kolay elden çıkarılacağı. Babamdan boşanmıcaksan, gel 3 gün bizde kal havan değişsin. Git pilatese, yogaya yazıl, 3-5 arkadaş edin.Yeter bi çözüm yarat ya..Şimdi bana diceksiniz ki sen ne biçim insansın, anaya kızılır mı? Yemin ederim telefonu kapatsın diye karnıma ağrılar giriyordu, elim alnımda konuşuyordum en son. Benim de bi sabrımın sınırı var.

Benim annem zor insandır. Too motherly dir. Hiç sevmem bu huyunu. Bu huya sahip insanları da bozarım çok kolay. İlerde too motherly olmama hayalim var, umarım gerçekleştirebilirim. Bu ne demek? Onu da açayım. Mesela ben hamileyken kusuyorum diye telefonda baya ağlardı, ben gelip sana yardımcı olamıyorum, uzağım sana derdi. O ağladıkça ben daha çok üzülürdüm. Anladınız mevzuyu, çocuğuma iyilik yapayım derken kötülük yapmak. İyiliğin bitip de kötülüğün başladığı bir nokta var ya, o sınırlarda dolaşmak sürekli. İyi bir huy değil bu, olmayın.

Babamla da ilgili çok sorunları var. Babamı sevmiyor değil bence ama çok şikayet ediyor. Benim de kocamın sevmediğim huyları var ama bu halde şikayet etmiyorum. 35 sene sonra ediliyor belki ama bilmiyorum. Bu kadar sinir oluyorsan uzaklaş o zaman diyorum ben de. Evde beraberler, işte beraberler. Git diyorum bi hayata karış. 3-5 arkadaş edin. Etrafındaki insan(lar) tescilli manyak. Ne birşey alabiliyor, ne birşey katabiliyor. Sürekli toksik bir hayat. Psikologa gidelim dediğimde ben suçlu oluyorum ondan sonra. Bu anlattığım herşeyle ilgili bana dert yanıyor. Ben psikolog oluyor, negatif enerji yükleniyorum, kafam ağrıyor. Şu an öyleyim mesela. Güzelim günümün içine sıçtı yemin ederim. Offf, anneme kızdığım için kendime kızıyorum, daha çok başım ağrıyor. Sizi de sıktım, negatif elektriğimi size de geçirdim, artık dağılabiliriz. Happy friday.

11 Aralık 2014 Perşembe

Yaz bitti

Maalesef haberler kötüydü. Bebek gelmemeyi seçti. Bu haber nasıl verilir, özellikle de benimle aynı dönemde hamile kalan bir sürü insanla buradan konuşurken onları da üzmeden bu nasıl söylenir bilemediğim için, bu konuyla ilgili de konuşamadığım için suskunluk dönemi uzundu. Artık konuşabiliyorum, yazabiliyorum, iyiyim. Bu yazıyı yazıyor olmamın sebebi belki birilerine iyi gelmek, içimi dökmek. Neden birilerine iyi gelmek diyorum, çünkü biz bebeğimizi kaybettiğimizde deliler gibi bu konuyla ilgili birşeyler okumuştum. Tek olmadığını bilince rahatlıyorsun galiba. İnsan psikolojisi işte..

12. hafta kontrolune gittiğimizde öğrendik. 8 hafta civarında vazgeçmiş orada olmaktan. İlk aklımdan geçen "annemlere nasıl söyleyeceğiz" oldu. O kadar hazırlardı ki anneanne babaanne olmaya. Anneler gününde çerçeve içinde hediye etmiştik ultrason fotoğrafını da öyle haber vermiştik hatırlarsanız. Şimdi o çerçeveleri nerelere soktular Allah bilir :) O yüzden yeni hamilelere ilk tavsiyem, bekleyin. Çok heyecanlısınız biliyorum, her zaman anne olmuyor insan. Hele ilk defa yaşıyorsa bunu inanılmaz bir his. Hepsini çok iyi anlıyorum. Ama kötüsü olursa birilerine haber vermek daha da zor oluyor. Üstünden aylar geçiyor uzun zamandır görüşmediğin biri "kaç aylık oldun şimdi sen?" diye soruveriyor. Siz unutmuşken yeniden hatırlıyorsunuz, iyi olmuyor. Operasyon hemen ertesi gün oldu. Bu noktada aslında şanslıydık biz bence, belki de öyle düşünmek istiyorum. Birincisi herhangi bir tercih yapmak zorunda kalmadık. O tercihi Allah kimseye yaptırmasın. Herşey o nasıl isterse öyle olsun, doğa beni büyütsün ve doğurtsun dedim hep, doğa bunu tercih etti dedim sonrasında da. İkincisi çok çok az akıntı haricinde herhangi kötü bir olay da yaşamadım. Bir var dedik, bir yok dedik. Görmedim olanı biteni. Görseydim daha kötü olabilirdim bence. Ultrason görüntüsü gözümün önünden gitmedi uzun zaman sadece, o konuda yapacak birşey yok.

Gelelim benimle aynı şeyleri yaşamışlara; lanet olasıca hormonlar bir süre izin vermeyecek iyi olmanıza. İyiyim diyeceksiniz, domuz gibiyim ben diyeceksiniz. Doğal seleksiyon ne de olsa, anneannelerimiz de yaşamış bunları bak hiç anlatıyorlar mı diyeceksiniz. Sonra bir gün dişlerinizi fırçalarken hüngür hüngür ağlamaya başlayacaksınız. Aynaya bakmak zor gelecek. Her aklınıza geldiğinde gözleriniz dolacak. Tutmayın kendinizi, ağlayın. Aksın gitsin içinizdekiler. Bunların geçeceğini unutmayın sadece. Geçiyor. Gerçekten geçiyor. Hatıra olarak kalıyor orada. Biraz zaman alıyor sadece. Etrafınızdakiler sizinle konuşmak isteyebilir ya da tam tersi hiç olmamış gibi davranabilir. Bu konuda net olun. Siz ne istiyorsunuz? Anlatmak iyi mi geliyor kötü mü? Ben anlatmayanlardanım. Kankilerime mesaj atabildim sadece, durumu anlattım, ben sizi iyi olunca arayacağım dedim. Geri kalan herkesle maalesef sevgilim uğraşmak durumunda kaldı. Bence o da en az benim kadar yıprandı. Herşeyi tek başına karşılamak zorunda kaldı. Herkese mesaj atıp haber verdi, konuşmak istemiyoruz bu konuda dedi. Etrafımızdaki insanların çoğu çok saygılıydılar kararımıza. Bazıları sadece kalbim sizinle dedi, o fazlasıyla yetti. Bazıları ise gönül koydu, nasıl bana haber vermezsin yanında olmak isterdim dedi, telefon açıp uzun uzun konuşmaya detayları almaya çalıştı, şu test varmış onu da yaptırmalısın diye en mutlu anını bok etti, hergün bir sürü kişi bıkmadan usanmadan defalarca aradı, ben o telefonları açmadıkça daha uzun çaldırdı. Onlara da kızamadım, onlar da kendi açılarından yaklaştılar duruma. Biz karı koca kimseyle konuşmadık bu konuyu. Annelerimize babalarımıza söyledik ve kapattık. Doktorun dediği gibi davrandık, bu doğal seleksiyon. Siz de konuşmak isterseniz anlatın, konuşun ama insanların size yardımcı olmasının çok zor olduğunu unutmayın. Sadece gülen yüzler iyi geldi bana o dönem. Bir sürü insanın bizi çok sevdiğini ve çok üzüldüklerini çok iyi anlıyordum ama onlar bize bunu hissettirmediler. Biz güçlenerek çıktık bu günlerden. Kolay bir yaz yaşamadık, ama geçti. Demem o ki, geçiyor. Aklınızdan hep geçen şu; acaba yeniden olur mu? Bu konuyla ilgili bir sürü test var yaptırabileceğiniz. Gen testi, pıhtılaşma testi, ıvır testi, zıvır testi.. Bizim aşırı matematiksel doktorumuz bile hiç birşey istemedi. Önünüze bakın dedi. Size hiç test yaptırmayın diyemem, doktorunuzu dinleyin diyebilirim sadece. Çünkü bunun sonu yok. Herşeyi bilemezsiniz bence. Biz, özellikle de ben doğa ananın bir bildiği olduğuna çok inandım. Umarım yeniden olmaz. Umarım herşey güzel gider ve biz bir bebek sahibi oluruz. Sonrasında da ikinciyi planlarız :)

Zaman geçiyor ve siz iyi oluyorsunuz. İyi olacaksınız. Hiç soğumayacak içiniz sanacaksınız, ama hepsi bitecek. Yeniden bebek isteyeceksiniz.  Bana güvenin ;)

18 Haziran 2014 Çarşamba

Pamuk BB

Ahanda pamuk hamileniz geri döndü. Son çemkirmelerimi bir okudum da.. Ne çabuk unutuluyor yahu başından geçenler. Hani annelerimiz diyor ya "o acı unutulmasa bir daha doğuramazsın" filan.. Kusmalar, bulantılar bile unutuluyor, siz düşünün. 1 hafta önce her sabah, hatta bazen günde 2 defa kusarken, günlerin çoğunda kahvaltımı klozete bıraktığım için 2 defa kahvaltı etmek zorunda kalırken son 1 haftadır herşey çok yolunda.(maşallah der misiniz noolur?) Hatta canım diyetisyenim, kankim, güzeller güzelim Aslı'mın verdiği diyet listesini bile yapıyorum, siz düşünün. Aslı beni 8 kilo, çocuğu da gelişimini fazla fazla tamamlamış olarak doğurtacakmış. Tüm hamilelerinde böyle olmuş şu ana kadar. Aslı'nın başına kaldım yani anlayacağınız.

Bu arada durum raporu; 11+2. Haftaya dr kontrolü var. Ha bi de günlüğe yazmaya başladım. Orada gerçekten pamuk gibiyim. Çift kişilikliyim sanırım.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Gaviscon Kalp Ben


Sakinleştim, daha iyiyim. Belki de şöyle yorumlamak lazım, alıştım. Kendimi şu an daha iyi hissediyorum. Midem hala sinyal vermeye devam ediyor. Vücudumun patronu şu an o ve ben o ne derse onu yapıyorum. Hatta bazen demediğini de yapıyorum. Örneğin dün öğledensonra biraz kiraz yemiştim, ama cidden biraz yedim. Midem boka sardı. Midemden aldığım sinyal "iç gaviscon'unu, otur bir yere kıpırdama" idi. Ben ne yaptım? Tost yedim ayran içtim rahatladım. Peynirli tost kadar beni rahatlatan birşey olamaz. Gavisconum ve peynirli tostumla daha mutlu günler geçirmek dileğiyle.

Bu arada cuma günü doktordaydık. Efsane doktorumuz kalp atışına rağmen Alman nazi ekolü soğukkanlılığından eser vermedi.

DR: Eveeet, burada bir kalp atışı görüyoruz.
BB: Ay ne güzeeeel. Bu görüntüyü alabilir miyiz?
DR: Daha nelerini göreceksiniz, bu çok önemli değil.
BB: Haklısınız doktor bey de siz bu görüntüyü her gün görüyorsunuz, biz belki sadece bir kere göreceğiz.
DR:!!!! Hmmm... kaydedelim o zaman.

Bu arada verdiği CD boş çıktı, kaydedememiş.

20 Mayıs 2014 Salı

7 + 3


Şu haberi vermek için blog a donus yaptıgıma inanamıyorum. Valla çemkirmem gerektikçe buraya girecekmişim gibi geliyor ama umarım öyle olmaz.Zira iyi şeyleri sevgili yavruma yapacağım günlüğe yazmak niyetindeyim. Görmesin anasının ne menem olduğunu. A-ha anladınız. Durum raporu 7+3.. Doktora göre henüz kaale alınacak durumda değilim. 6 haftalıkken gittiğimizde bize bildiğin "niye geldiniz, daha çok erken" muamelesi yaptı. "8 haftalıkken yeniden gelin. Hem zaten toplam gebeliklerin %65 i düşükle sonuçlanır" dedi. Biz oradan çıktığımızda "tabi canım, doğal seleksiyon" filan diye geziniyorduk. Sevgili mühendis kocama pek iyi geldi rakamlarla konuşan bir prof ama bana yeterince beni anlayamayacakmış gibi bir hisse sevketti. Ben bu adamla 9 ay geçirip sonra da hayatımın en intimate anını paylaşacağım sonuçta. Daha once kontrol için gittiğimde bu kadar duvar gibi değildi. Belki cumartesi sendromu yaşıyordu adamcağız, bilmiyorum. Bu cumartesi yine kontrol var. Bakalım göreceğiz, kendisine bir şans daha veriyorum.

Doktorun aksine yakın çevrem mevzuyu dünyada hamile kalma başarısını gösteren bir benmişim gibi algılıyor. Öğrenir öğrenmez kankilere söyledik, dayanamadık. Bazıları düğmeye basmışsın gibi hüngür hüngür ağladı canlarım benim. Annelere babalara anneler gününde söyledik. Bir çerçevenin içine ultrason resmini koyup hediye pakedi yaptık. Onlar hediyelerini açarken de kameraya aldık. Baya youtube da yayınlanacak görüntüler var elimizde :) Kayınpederim çok ağladı kıyamam. Annem desen kalpten gidiyor gibi geldi bana. Çığlık, ağlama, vızıldama, kahkaha arası çok ilginç sesler çıkarıyordu en son. Tabi bu yakın çevre bana özel ilgi gösteriyor şu an haklı olarak. Ama ben tabi iğrenç insan bundan da nefret ediyorum. Bundan sonrası ciddi çemkirme içerebilir , okumasanız da olur. Kendime çemkireceğim şu noktada. İnsancıklar sürekli bana hal hatır soruyor, kayınpederim organik meyveler getiriyor, seviyorum diye mis kokulu güller getiriyor, annem telefonda sürekli nasıl olduğumu soruyor, bana yardımcı olamadığını düşünüp telefonda ağlıyor falan.. Bu ilgiye karşılık ben ne yapıyorum? Kendimi damızlık gibi hissedip, "sorup durmayın" diye kızıyorum. Bu ilginin sahibi ben değil de bebekmiş gibi hissediyorum. Kıskanıyor muyum ulan böğürtlen kadar şeyi diye bile düşünüyorum. O kadar başına buyruk o kadar orjinal bir insanım kı mevzuyu tarlada doğuran köylü kadından farklı yaşamak istemiyorum. Kendimi doğaya teslim edeyim, o da beni büyütsün, doğurtsun falan istiyorum. Bir de tabi bu sinir bozukluğunun sebebi ciddi bir hayal kırıklığı olabilir. Hamile kalmakla ilgili bir hayal kırıklığım yok çok şükür. "Yapsak mı acaba?" diye konuşurken oldu zaten, hiç beklemedik. Adam ceketini attı hamile kaldım bir nev'i :) Ben hep hamileliğim sıfır sıkıntı, domuz gibi haldır haldır koşarak geçeceğini, çok iyi olacağımı filan düşünmüştüm. Maalesef midem domuz gibi gezmeme mani oluyor. Bir çok insana göre çok iyi durumdayım. Kusmuyorum mesela (son 2 gün hariç) Midemde sürekli bir gaz/yanma/rahatsızlık hissiyatı var. Yemek yemek istemiyorum. Herşey kokuyor. Bir sürü sevdiğim yemek aklıma geldiğinde midem bulanıyor. Böyle kötü hissedince yemek yiyemiyorum. Yemek yiyemeyince tansiyonum düşüyor, yemek zorunda kalıyorum  daha kötü oluyorum.1 haftadır falan yaşıyorum bu sorunları ama bana yetti şimdiden resmen. 1 hafta önce yogaya mı pilatese mi gitsem diye düşünürken 1 hafta sonra toz almak bile bana zor geliyor. Kendimi pamuk gibi bir hamile olmak için programlamışken bu minör problemler beni sinir ediyor. Sonra kendime kızıyorum "salaksın sen, millet hamile kalmak için neler yapıyor, sen çat diye hamile kalıyorsun sonra da şikayet edip duruyorsun" diye. Bazen acaba anne olmaya hazır değil miyim acaba da ondan mı bu kadar çok şikayet ediyorum acaba diye düşünüyorum. Artık çok geç o da ayrı. Mutlaka çok seveceğim bebeğimi ama kendimi bir taraftan da yaşlanmış gibi hissediyorum. İnceden para sıkıntısı da yaşadığım bir dönemdeyim, o da tüy dikiyor herşeye.

Sevgili kocam beni mutlu etmek için çırpınıyor bu arada. Hatta bazen bebeğe benden çok sevindiğini bile düşünüyorum. Gerçi ben sevincini ve üzüntüsünü ayan beyan belli edemeyen zavallı bir insanım ama insan sevindiğini de kendi kendine belli eder bi zahmet diye düşünüyorum. Ben kokuyor , ıyk falan dedikçe tebessümle beni izliyor zavallım. Şunu mu yesem dediğimde buluyor getiriyor. Sonra o yediğim şey midemi bok edince başka birşey bulmaya çalışıyor. O benden daha çok hazırmış bence. Ben idrak edememişim hiç birşeyi. Çok hazır olsam da bundan farklı olurmuydum onu da bilmiyorum.

Öyle yani.. deliliklerimden delilik beğenin. İyi olacak biliyorum da..zaman alacak biraz. Siz yine de maşallah diyin olur mu? Kimselere söylemedim size söyledim durumu.

Rahatça yiyebildiğim sınırlı yemek listemi fotoğrafta görebilirsiniz.

28 Mart 2013 Perşembe

I am back baby


Yani tam olarak ne kadar süreliğine döndüm , ne kadar yazacağım bir muamma. Blogumu çok boşladım özür dilerim tadında bir yazı olmayacak bu. Buraları hala çok seviyorum da yeni işim sanırım herşeyin önüne geçmiş durumda.

Beni son gördüğünüzden beri hayatımda majör bazı değişiklikler oldu. İşimi bıraktığımı zaten biliyorsunuz. Çok kötü bir ayrılıştı. Anladım ki iş hayatında sadece kendini düşüneceksin. Bırak sen gittikten sonra ne halleri varsa görsünler. Fazla ince düşünürsen sen kötü oluyorsun. Bir de patron şirketlerine çok bulaşmayacaksın. Egodan yaptıklarını görmüyorlar. İki tane üniversite bile okumamış yalamayı müdür yapıyorlar sen çalıştığınla kalıyorsun. Evet, arada bunu da kustuğum iyi oldu. Neyse, bu konuyu geride bırakalı 7 ay oldu. Unutmustum da, yazarken depreşti. İşi bıraktıktan hemen sonra uzun zamandır çalışmayı çok arzu ettiğim bir firmadan teklif geldi ve ben onu reddettim. Çünkü kendi işimi kurmuştum :) Açılması, başlaması falan tahminimden çoook uzun sürdü. Beni maddi manevi bitirdi. Beni bitirince ben de eşimi bitirdim. Zavallım sesi çıkmadan katlandı benim ağlamalarıma. Gönül isterdi ki ne iş yaptığımı falan burada yazabileyim. Ancak markamın selameti açısından sahibinin bir bokböcesi olduğunu bilmemeniz daha iyi bence. Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız ;)

Yani daha iyiyim. Herşey zamanla daha da iyi olacak. İnanmak başarmanın yarısı zaten ;)

**Bu top kafalı çiçekleri çok seviyorum ama Türkiye'de bulmak çok da mümkün değil sanırım :(




22 Ekim 2012 Pazartesi